Bir yara var ama konuşamıyoruz; konuşmadığımız için de acı çekiyoruz 

Farklı zamanlarda benzer acıları yaşamış beş Kürt kadınının öykülerinin anlatıldığı Das Nackte Leben (Çıplak Yaşam) 19 Mart’ta online olarak gösterime giriyor. Solo olarak icra edilecek söyleşi temalı performansı sanatçı Serfiraz Vural sergiliyor.

Filiz DENİZ

Biri diasporada dünyaya gelmiş, dördü de yaşadıkları baskı ve işkenceler nedeniyle Avrupa’ya çıkmak zorunda kalmış beş kadının anlatıldığı performansın temel amacı anımsatmak. ”Nesilden nesile şiddet görüyoruz” diyen Serfiraz Vural, zor olsa da hatırlamanın iyileşmek için gerekli, hatta zorunlu olduğunu  düşünüyor.

Hatırlamak; üstelik de insanın hatırlamak istemediklerini hatırlamak bir yanıyla benzer şeyleri yeniden yaşamak, geçmişte kaldığını düşündüğümüz bir yarayı deşmek anlamına geliyor. Ve ayrıca elbette, insanın her şeyden önce neyi ve niçin hatırlaması gerektiğinin bilincinde olması gerekiyor. 

Bu bilince sahip olan ve sahneyi bir hatırlama ve hatırlatma platformu olarak kullanan Serfiraz ile 19 Mart için hazırlandığı performansını konuştum.

Performansın hazırlıkları nasıl gidiyor, nerede, ne zaman ve nasıl izleyecek seni insanlar? 

Çalışmalar iyi gidiyor. 19 Mart Cuma günü sergileyeceğiz. Korona pandemisinden dolayı gösteri online olacak. Aslında o da yeni bir tecrübe olacak benim için.  Bu sene böyle çıkaralım,  gelecek sene umarım başka yerlerde farklı olur. En azından o zamana kadar normalleşme sağlanır ve karşımıza seyirci gelir oturu……

İnsan tıka basa dolan salonları ve seyircileri özledi değil mi? Bugünden baktığımızda sanki o günler çok geride kaldı, o günleri bir daha görecek miyiz diye bir duyguya kapılıyor insan, ne dersin?

Gerçekten insana ne kadar uzak geliyor değil mi? Çok tuhaf, iki sene içinde neler yaşadık ve şimdi neler düşünüyoruz? Garip gerçekten. Özledik konsere gitmeyi, dans etmeyi özledik, arkadaşlarla bir cafeye gitmeyi, dahası birbirimize sarılmayı, karşılıklı sohbet etmeyi özledik….

Sen oyundan biraz söz eder misiniz? Seni motive eden ne oldu? Ayrıca hatırlamalar tekstini sen mi yazdın?

Röportajları ben yaptım, metni dramatolog bir arkadaşa verdim, o  yazdı. Ben beş kadınla tek tek görüştüm. Hepsinin ortak noktası Kürt kadını olmaları. Bunların dördü cezaevinden ve on sene hapis yatıyorlar. Beşincisi burada doğmuş ama ülkede ailesinin yaşadıklarından oldukça etkilenmiş biri. Kadınların hepsi de Kürt özgürlük mücadelesinin içinden gelen kadınlar. Politik tutum alıyorlar ve bu nedenle hapis yatıyorlar, işkence görüyorlar.

Aslında biz dört kadın olarak biliyorduk ama beş kadın diyorsun. Beşinci nereden çıktı?

Beş ama birisinin perspektifi değişik aslında. Beşinci kadın benim perspektifim olabilir. Burada doğmuş büyümüş bir kadın. Onun da annesi 80’lerde cezaevinde kalmış. Bunun çok etkisinde kalan bir kadın. Kendisi yaşamadığı halde hapishanenin de, Türkiye ve Kürdistan’daki yaşananların onun da üzerine derin etkileri var.

Foto: Melanie Bohn

Annesiyle ilgili sorunlar nedeniyle vücuduna ağrılar giriyor, acı çekiyor, sanki kendisi yaşamış gib canı yanıyor. Bu mesele aile içinde hiç konuşulmamış ama anne bir gün bir kriz geçirmiş, durum böylece ortaya çıkmış.. Anne yaşadıklarını şimdiye kadar kimseye anlatmamış.

 O olaydan sonra kızına anlatmış ve kızı bunun etkisinde kalmış. Beşinci hikayeye böyle giriyorum. Bir yara var ama konuşamıyoruz, konuşmadığımız için de acı çekiyoruz. Bu aslında benim hayatım da olabilir.

Ben Kürdistan’a bir kere gittim. Ben burada doğdum ve büyüdüm. Ailem politik bir aile. Ailemde çok bedeller ödeyenle insanlar var ve ben gitmediğim halde bunun benim de üzerimde etkisi oldu. Aslında benim perspektifim diasporada doğan büyüyen insanların durumu ya da dramı.

Nesilden nesile şiddet görüyoruz. Annem Dersimli benim, babam Vartolu, Alevi Kürdüm ben…Ninem 38 Dersim katliamını yaşamış. Acılarla büyüdük biz. Ve bu şiddet devam ediyor. Travma gibi nesilden nesile aktarılıyor. Bunun artık bitmesi, iyileşmesi gerekiyor.

Diasporadaki üçüncü kuşak insanların böyle bir durumu var ve bununla  bağlantı kuran  beşinci kadın var; senin perspektifin böylece şekillenmiş oluyor.

Evet aynen, doğrudan bir bağlantısı var ve nesilden nesilde aktarılan şiddet ve travma buradakilerin de hayatını etkiliyor. Bir şeylerin artık değişmesi gerekiyor. İnsanların iyileşmesi için de hikayelerinin anlatılması gerekiyor. Zaten kadınların yaşadıklarına önem verilmiyor. Kadın öykülerine Kürtlerde bile fazla yer verilmiyor. 

Kadınların öyküleri ikinci, üçüncü sırada geliyor. Ama benim için çok önemli bu hikayeleri anlatmak, bundan ders çıkarmak, iyileşmeye çalışmak çok önemli. Artık iyileşelim Filiz…

İyileşme yolunda sanat önemli bir yer tutuyor değil mi? Anlattıklarından bunu çıkarıyorum…

Elbette, başka türlü olmuyor. Buna inanıyorum. Sosyoloji okudum ben. Politik olarak da çok aktiftim. Irkçılığa karşı mücadele ettim, ezilen halkların yanında oldum, feminist hareket ile çok çalıştım.. Bir noktadan sonra  bu çalışmalar beni tatmin etmedi. Başka şeyler yapayım, ruhumu da katayım istedim. Onun için bu çabaya giriştim. Bunu bilerek tercih ettim. 

Aslında ben geç başladım. 30 yaşında başladım sanat çalışmalarına. Tiyatro pedagoji okudum. Hamburg Performans Çalışmalarından lisans yaptım. İki sene okudum. Diasporadaki kolektif ve kuşaklar üstü travma ve iyileşme süreçleri üzerine emek harcadım.

 Hapis yatmış, işkence görmüş dört kadınla bu temelde röportajlar yaptın? Nasıl oldu, ne hissetin? Bize biraz da o süreci anlatır mısın?

Bu çevrelerle zaten kontağım vardı. Cezaevinde yatan direnişçi birçok insanı tanıyordum. Gittim onlarla tek tek görüştüm ve projemi anlattım. Kadınların hayat hikayeleri bana ilginç geldi…Burada yaşıyorlar ama 80’lerde  Diyabakır’da,  90’larda Çanakkale’ de, 2000’lerde Sincan’da hapis yatmış kadınlar.

Her biriyle ortalama iki saat söyleşi yaptım ama her birini on dakika anlatıyorum. Söyleşi yaparken çok heyecanlıydım. Zor iş, insanların hayatına dokunuyorsun. Yaşadıkları işkenceleri anlatıyorlar. Kimseyi yeniden travmatik bir duruma sokmak istemedim ama kadınlar çok sakin, çok net, çok ayrıntılı anlattılar. Bu da önemliydi çünkü yaşadıklarına siyaseten bir anlam veriyorlardı.

Foto: Melanie Bohn

Sanırım Türkçe yaptın ve bu söyleşileri ama Almanca anlatacaksın. Çeviri yaparken anlam ya da duygu yitimi olur diye bir kaygı hissettin mi?

Yok çünkü ekibimiz de bu konulara yabancı değil. Metinleri yazan dramatolog arkadaşım uzun yıllar siyasi hareketlerde ve Nazi karşıtı projelerde çalışan tecrübeli biri. Çok da yardımı oldu. Birlikte güzel bir iş çıkardık diyebilirim.

Beş karakteri nasıl ifade edeceksin ve birbirinde farklı beş kadını peş peşe ne kadar sürede anlatacaksın?

Bir saatlik bir performans. Beş kadın ve her kadının bir durağı var. Ben Serfiraz olarak kalacağım.  O kadınları oynamayacağım, anlatacağım. O role girmeyi denedim ama olmadı. Onların yaşadıklarına saygım var ve bunu yapamam. Bazılarını kağıttan okuyorum. Bazen dinleyerek tekrar ediyorum, bazen de teknikle ifade ediyorum. Elbette anlattıklarım eko gibi dönüp beni de etkiliyor ve beden dili burada devreye giriyor.

Daha önce benzer çalışmaların oldu mu?

 Öncesinde Şahmeran’ı anlattım. O çalışmada erkek egemen sistemi sorguladım. O süreç Afrin savaşına denk geldim ve çok etkilendim… Savaşlar erkek egemen zihniyetin sonucu ve can yakıyor. Bu anlamda tartışmak ve konuşmak isterim…

Bundan sonra da yine tek başına mı izleyeceğiz seni?

Ondan emin değilim. Tek kişilik oyunlarda hep yalnızsın ve bu yüzden emin değilim. Başka insanlarla ve ekiple çalıştım geçmişte. İtalya’da böyle  çok güzel bir tecrübem oldu. Yine de çok isterim. Arkeoloji ve toprak üzerine bir performans sergilemek isterim. Alevi olduğum için de  doğaya karşı işlenen şiddeti de işlemek isterim.

Anlattığın kadınlar arasında tanınan bir var mıydı? Ayıca seni en çok etkileyen biri oldu mu?

Tanınan biri yok. Yani bir Leyla Güven yok aralarında ama aynı şeyleri yaşamış, benzer acıları yaşamış kadınlar. Öte yandan beşi de eşit benim için ama beni en çok ürperten Diyarbakır’da hapiste kalan kadın oldu. Diyarbakır cezaevi gerçeği bambaşka bir şey. Bundan çok etkilendim.

Son olarak performans nasıl izlenecek?

Link üzerinden izlemek mümkün. Önce bilet alınıyor, sona link gönderiliyor. İnternet üzerinden rahatlıkla izlenebilir. Gösteri Hamburg LICHTHOF Tiyatro’da gösterilecektir.

Bilet almak isteyenler için link buradan da verelim istiyorum:

https://www.lichthof-theater.de/programm/das-nackte-leben/

İlginizi çekebilir